İsteklerimiz Neden Sınava Dönüşür? Bir "İzin Verme" Problemi
Güncelleme tarihi: 25 Ağu

Bir şeyi çok istediğimizde yaşadığımız o tıkanıklık, aslında evrenin bizi sınaması değil; tamamen kendi içimizdeki izin verme ve vermeme savaşıdır.
Biz hayat boyu, geçmişten getirdiğimiz kalıplarla oluşturduğumuz bir inançla yola çıkarız. O inanç bizim mutlak gerçekliğimizdir ve bir süre onunla sorunsuzca ilerleriz. Ancak ne zaman ki hayatımızda bir şeylerin ters gittiğini fark edip, "Neden böyle oluyor, artık böyle olmamalı!" diye isyan etmeye başlarız, işte o an içsel bir bölünme yaşanır.
Farkında olmadan bir tarafımızla o istediğimiz şeyi çılgınca kendimize çekmeye çalışırken, diğer tarafımızdaki kök inançla onu itmeye başlarız:
Çeken tarafımız: "Ben artık bolluk/sevgi/başarı istiyorum" der.
İten tarafımız (İzin vermeyen inanç): "Ama sen buna layık değilsin, güvende olmazsın" diye fısıldar.
Fark Etmediğimiz Barikatlar
İşin çıkmaza girdiği yer de tam burasıdır. Bizi engelleyen, yani o duruma izin vermeyen inancın, onun yarattığı duygunun ve bu yüzden sergilediğimiz savunma davranışlarının farkında olmayız. Farkında olmadığımız için de o inancı dönüştürmek gibi bir çabaya girmeyiz. Sadece dış dünyayla kavga eder, neden olduramadığımıza hayıflanırız. Bu çelişki de hayatımızda bir "sınav" veya "kriz" gibi görünür.
İzin Alanına Geçmek
Oysa döngüyü kırmak çok basittir. Dışarıdaki mücadeleyi bırakıp içeriye döndüğümüzde ve o gizli barikatı bulduğumuzda her şey değişir. Mücadele etmek yerine:
Bizde o duruma izin vermeyen inancı dönüştürsek,
Altındaki öfke, korku ya da hırs gibi olumsuz duyguyu nötrlesek,
Ve bu yeni farkındalıkla davranışlarımızı değiştirmeye başlasak...
Zaten otomatik olarak o istediğimiz şeye içsel bir izin vermiş oluruz. İzin verdiğimizde ise itme kuvveti ortadan kalkar. Kapı ardına kadar açılır ve arzuladığımız realite hayatımıza zahmetsizce, kendiliğinden akmaya başlar.




Yorumlar